AnasayfaGENEL BİLGİLERTARİHÎ SÜREÇSİYASİ HAYATSTATÜ SORUNUULUSLARARASI POLİTİKADAKİ YERİİNSAN HAKLARI İHLALLERİ

TARİHÎ SÜREÇ:

Osmanlı Öncesi Dönem

Osmanlı Yönetimi

Sırp-Sloven-Hırvat Krallığı Dönemi

Yugoslavya Dönemi

Soğuk Savaş Sonrası Dönem

KOSOVA:

Anasayfa

TAKDİM

Kronoloji

KİMLİK BİLGİLERİ

BİYOGRAFİ (Mehmet Akif Ersoy)

Gezi Notları (Kosova'da)

İHH İNSANİ YARDIM VAKFI KOSOVA FAALİYETLERİ

Osmanlı Yönetimi

Kosova, tarihî önemini 28 Haziran 1389’daki Kosova Savaşı ile kazanmıştır. Osmanlı Devleti’nin üçüncü padişahı I. Murat (Hüdavendigar) bu savaşta şehit olmuştur. Osmanlı Devleti, Kosova’yı fethetmesinden itibaren nüfusu çoğunlukla Sırplardan oluşan bu bölgeye Arnavutları ve Türkleri yerleştirmeye başlamıştır. Bu tarihten itibaren zamanla bölgede demografik yapı Arnavutlar lehine gelişmiş ve Arnavutlar çoğunluğu oluşturmuştur. Bu savaşta Sırpların Osmanlı ordusuna yenilmeleriyle bugünkü Sırbistan ve Karadağ dışında Arnavutluk, Makedonya ve kuzey Yunanistan’ı kapsayan Ortaçağ Büyük Sırbistan İmparatorluğu tarih sahnesinden silinmiştir. Bu yenilgi, yüzyıllar boyunca özellikle Sırp-Ortodoks Kilisesi tarafından mitolojik öğeler katılarak yaşatılmıştır.
Kosova 1389’da Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra, Üsküp Sancağı’na bağlandı. Fetret Devrinde (1402–1413) bir müddet Osmanlı nüfuzundan çıkmasına rağmen 1455’te Kosova’nın kuzeyindeki topraklar da alındıktan sonra, bölgede Rumeli Eyaleti’ne bağlı Viçitrin ve Üsküp sancakları oluşturuldu. Kosova’daki idari birimler, Osmanlı yönetiminin ilk iki asrında değişiklikler yaşamakla birlikte (bir dönem Budapeşte’ye bağlı kaldı) üç sancağa bölünmüştür: Doğu Kosova’nın büyük bölümünü kapsayan Viçitrin Sancağı; Prizren’i merkez alan ve daha sonra Novi Pazar’ı kapsayacak kadar kuzeye doğru genişleyen Prizren Sancağı ve Adriyatik kıyılarından başlayarak Arnavutluk’un kuzeyini ve İpek’i de sınırları içerisine alan İşkodra Sancağı.
Sırp milliyetçileri ve Ortodoks Kilisesi tarafından Kosova’ya ilişkin yaratılan mitolojinin aksine, Osmanlı yönetimi ardından Sırplar, Kosova’yı terk etmeye başlamışlardır. Osmanlı’nın Balkanlarda ilerlediği dönemde, Arnavutlar, Sırplar tarafından boşaltılan Kuzey Arnavutluk’a ve Kosova ovalarına yerleşmişlerdir. Bölgenin İslamlaşmasında, başarısız II. Viyana (1683) kuşatmasının akabinde 1690’da Avusturyalı Prens Eugen’in Osmanlı topraklarının içlerine doğru yaptığı akınlarda başarısız olması ve geri çekilirken Osmanlı’nın karşı akınlarından korkan İpek Patriği III. Arseniye Sırnoyeviç’in 37 bin Sırp aileyle birlikte Kosova’yı terk etmesi önemli rol oynamıştır. Bu tarihten sonra, Kosova’ya Müslüman Arnavutların yerleşmesi teşvik edilmiştir. Osmanlılar Ortodoks Sırpların yerine Müslüman Arnavutları görmekten, Arnavutlar da Sırp idaresi altında yaşamaktansa Osmanlı idaresi altında olmaktan memnundurlar.
İslamlaşmak, Arnavutların yerleşim yerlerini genişletmelerine imkan sağlarken bir yandan da Slavlaşmaktan kurtarmıştı. Sonuç olarak, Kosova’daki Arnavut nüfus, çoğunluğu oluşturmuş, Kosova’dan göç ederek Voyvodina’ya yerleşen Sırplar ise, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun ilerlemesine karşı bir set olarak kullanılmışlardır. 1737 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Kosova içlerine yeni bir akını olmuş lakin başarılı olamayarak Niş’e doğru geri çekilmişlerdir. Sırplar açısından 1690 tarihinde yaşananlar, 1737’de tekrar etmiş ve ikinci bir göç dalgası meydana gelmiştir. Bu dalgada da yine kuzey Arnavutluk ve komşu bölgelerden Arnavutlar Sırpların boşalttığı yerlere göç etmişlerdir. Kosova, 17. yüzyılın sonlarından itibaren girmiş olduğu savaş ve kargaşa ortamında çok fazla göç vermiştir. Bu dönem öncesindeki nüfusuna ancak iki asır sonra ulaşabilmiştir.
Sırpların 1788–91 savaşı esnasındaki ayaklanmaları kısa sürede bastırılmış, yeniçerilerin yerel halk üzerindeki baskısı, 1804 yılında yeni bir ayaklanmaya neden olmuştur. Kara George liderliğinde başlayan isyan aralıklarla 1812 yılına kadar sürmüştür.

1829 Edirne Antlaşması, Rusya’ya Sırbistan üzerinde koruyuculuk hakkı tanımıştır. 1830’da Osmanlı Sultanı bir hatt-ı şerif yayımlamış ve Sırbistan tam otonomi statüsü kazanmıştır. Buna göre, Sırbistan yönetimi vergi toplama da dahil olmak üzere iç işlerinde serbest olacak, dış dünya ile ilişkisi ise Osmanlı yönetimine bağlı kalacaktı.
1856 Paris Antlaşması ise, Osmanlı Devleti’nin Sırbistan üzerindeki haklarını büsbütün zayıflattı ve Sırbistan, antlaşmayı imzalayan devletlerin ortak garantisi altına girdi. Ağustos 1862’de İstanbul’da yapılan uluslararası bir konferansta, Sırbistan’ın Osmanlı Devletine bağlılığı tekrarlandıktan sonra Belgrad hariç bütün kalelerin Sırplara bırakılmasına kararı verildi. Ancak daha sonra Sırplar bununla yetinmeyerek Belgrad’ı da istediler ve Osmanlı Devleti 1867 yılında bunu kabul etmek zorunda kaldı. Böylece Yunanistan’dan sonra bir Balkan milleti daha yavaş yavaş bağımsızlığa yaklaşmış ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopma noktasına gelmiştir.
1871’de Sırpların Prizren’de bir araya gelerek bir seminer düzenlemesi Kosova’da Sırp varlığının güçlendiğinin belirtisi olarak algılamıştır. Osmanlı – Rus Savaşı’nda (1877–78) Osmanlı Devleti’nin yenilmesi sonucunda, 1800’lü yıllarda önce Manastır, sonra Sofya vilayetleri içinde kalmış olan Kosova, 1878 Ayastefanos (Yeşilköy) Anlaşmasıyla vilayet konumuna getirilmiştir. Berlin Konferansı (1878) ile Kosova’nın büyük bir kısmı (Mitrovitsa ve Priştina) bu anlaşmayla bağımsız olan Sırbistan ve Karadağ’a bırakılmıştır. Bu kararla, konferanstan önce Sırplar tarafından Müslüman halka yönelik olarak başlamış olan etnik temizlik hareketi hızlanmıştır. Niş, Leskovik ve Toplika gibi şehirlerin nüfusu Türkiye’ye göç etmeye zorlanmıştır. Bugün bu şehirlerde hemen hemen hiç Müslüman Arnavut bulunmamaktadır.
Rusların, Balkanlı halklar üzerindeki propagandası, milliyetçilik ve bağımsızlık akımıyla birleşince, 19. yüzyılın başlarından itibaren Balkanlarda bağımsızlık hareketleri başlamıştır: 1829’da Yunanistan; 1878’de Romanya, Karadağ ve Sırbistan; 1908’de de Bulgaristan, bağımsız devletler haline gelmişlerdir. Ele geçirdikleri topraklarla yetinmeyen bu yeni devletler, Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda kalan son topraklarını da paylaşabilmek amacıyla, buralarda olaylar çıkararak çetecilik yapmaya başlamışlardır.
Arnavutlar ise 1912–13 Balkan Savaşları’nın sonuna kadar Osmanlı’nın “sadık Müslüman tebaası” olarak kalmaya devam etmişlerdir. Arnavutlar, Osmanlı topraklarında ortaya çıkan milliyetçi harekete karşı, 1878’de, Kosova’dan ve Batı Makedonya’dan 300 delegenin katılımı ile “Prizren Birliği” adı verilen bir Arnavut Kongresi yapmışlardır. Prizren Kongresi’ni düzenleyen Arnavutlar, 1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında dönemin büyük güçlerinin Balkanlara yeni bir düzen verme çalışmasına karşı Osmanlı İmparatorluğu’nda kalmaya devam etme kararı almıştır. II. Abdülhamit, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü sağlamaya yönelik olarak, Pan-İslamizm çerçevesinde bu kongreye destek vererek kongrenin milliyetçi bir kimliğe bürünmesini engellemeyi başarmıştır. Ancak Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda Müslüman halkların haklarını koruyamayacak duruma gelmesiyle bu birlik, Osmanlı Devleti içinde özerklik istemeye başlamıştır.
Prizren Birliği’nin diğer amaçları arasında dağınık Arnavut bölgelerinin birleştirilmesi, Arnavut dilini, eğitimini, kültürünü ve kitaplarını geliştirmek bulunmaktadır. Birliğin başarısız olmasının sebepleri arasında farklı Arnavut bölgelerinden gelen delegelerin, birliğin dinamosu olan Abdyl Frasheri gibi daha idealist kişilerle aynı düşünceyi paylaşmamaları ve kişisel menfaatlerindeki farklılıklar sayılabilir.
Kosova, Balkan Savaşları’nın sonuna kadar Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Savaş sonunda Türk orduları Kosova’yı Sırplara terk etmek zorunda kalmıştır. Balkanlardaki karışıklıktan faydalanan Arnavutluk, 28 Kasım 1912’de bağımsızlığını ilan etmiştir. 1912–13 Balkan Savaşları neticesinde Sırbistan, topraklarını 40 bin km2 kadar genişletmiş, Kosova, Makedonya ve Sancak bölgelerinin işgaliyle 1.600.000 kişilik yeni bir nüfusa da sahip olmuştur.
Osmanlı Balkan Savaşları’nı kaybettikten sonra geri çekilmek zorunda kalınca, 1913’te yapılan Londra Büyükelçiler Konferansı’yla, korumasız kalan Arnavut toprakları parçalandı ve Arnavut nüfusun yaşadığı Kosova’nın Sırbistan’a verilmesine karar verildi. Bu sınırlar, 1919–20 Versay Anlaşması’yla uluslararası sınırlar olarak kabul edildi.